3 Mayıs 2016 Salı

Neden Artık Etkinlik Yapmıyoruz?

Yazmayı öyle çok özledim ki...
Peki neredeydin be kadın?
Hep bir bahane mi ürettim yoksa gerçekten vakit mi bulamadım bilemiyorum ama yazamadım işte. Böyle olması gerekiyordu belki de. Geçen zaman içinde bol bol okudum, bol bol gezdim, bol bol konuştum ve bol bol değiştim.

Uzun lafın kısası şimdi buradayım ve ne yazacağımı bilmez halde ekrana bakıyorum. Aslında kafamda öyle çok şey var ki... Sanırım nereden başlayacağımı bilmiyorum ama bir şeyler deneyeceğim. Hadi Bismillah...

Öncelikle Azra'dan bahsedeyim. Kendisi artık tam 2,5 yaşında bol bol gülen, dans eden, akrobasi yapan, kitap okutan, evcilik oynatan, arasıra iktidarı eline almaya çalışan, sakin yapısının içinde bir çılgın barındıran, sevecen ve uyumlu bir minnakto. Her anımız dolu dolu geçiyor birlikte. Çok yoruluyorum çoğu zaman, yattığım yeri bilmiyorum. Hatta bazen çıldırmamak için kendimle mücadele veriyorum. Fakat çok şükür ki artık daha sakinim. Birlikte büyüyoruz meleğimle.

Ben buralarda yokken bloğum boş durmamış sağolsun, okunmuş. Özellikle Montessori etkinlikleri çok ilgi görmüş. Ancak şimdi yazacağım bu yazı, daha önce bloğumu okumuş herkesi şaşırtabilir. Aslında son yazılarımda hafif çıtlatmışım ama şimdi açık açık yazacağım. Hazır mısınız?

Azra 6 aylık olduktan ve bir şeyler anlamaya başladıktan sonra bir telaşa kapıldım. Kızımın zihinsel gelişimi için bir şeyler yapmam gerekiyor düşüncesiyle soluğu internette aldım. 1 yaşına kadar araştırdım araştırdım ve sonunda hadi artık başlayalım diyerek onunla düzenli etkinlikler yapmaya başladım. Montessori eğitiimini daha önce de duymuş olmama rağmen bu dönemde iyice öğrendim ve uygulamaya başladım. Çok güzel gidiyordu, çok zevk alıyordum.

Etkinlikleri buradan yazınca çok güzel tepkiler alıyordum. Sen çok iyi bir annesin, kızın çok şanslı dedikçe insanlar ben daha bir hevesle yapmaya devam ediyordum. Tabii bu arada Montessori yönteminin olmazsa olmaz materyallerini alma ihtiyacı duyuyor ve Azra küçük olduğu için sürekli kendimi tutuyordum. Fakat dayanamadım, pembe kule ve kahverengi merdiveni aldım. Odasını öyle bir hazırladım ki çoğu anaokulu sınıfından donanımlı hale getirdim. Montessori yöntemi tüm evimize ve hayatımıza da işlemişti, memnundum.

Tüm bunlar olurken Azra birden bire değişmeye başladı. Önce materyalleri dağıtmaya başladı. Şimdiye kadar tepsi getirip götüren kız büyüdükçe tepsileri savurup atmaya başladı. Nazikçe uyarıyor ve düzenliyordum. Sonra işler çığrından çıkmaya başladı, neredeyse bütün malzemeleri farklı farklı kullanıyor, hiç bir etkinliği gösterdiğim gibi yapmak istemiyordu. Aktarma için koyduğum ürünler en fazla 5 dakika rafta duruyor sonra odanın her tarafına saçılıyordu. 

Kendi kendime oturup üzülüyordum. Bir şeyi yanlış mı yapıyorum, neden olmuyor? Yaklaşık iki ay böyle bocaladım. Azra iki yaşını doldurduktan sonra bir gün parkta oynarken Azra'nın hayal gücünü keşfettim ve var olan düzenimi sorguladım. Bu süreci detaylı bir şekilde anlatmıştım. O gün parkta yaşadığımız oyun deneyimi beni afallattı. Etkinlik etkinlik diye tutturduğum şeylerin aslında oyun olmadığını hissettim. Onlar sanki benim dayatmalarımdı. Oyun başka bir şeydi, spontane gelişen, bir şey öğretme amacı gütmeyen ve tamamen hayal gücüne dayanan bir şey.

Bir süre kendime sordum, peki bunca zaman yapmaya çalıştığın şey neydi? Madem yanlıştı neden şimdi anladın? Montessori yöntemini o kadar benimsemiştin, hararetli hararetli anlatmıştın, şimdi ne oldu?

Hepimizin elinde olan teknoloji, aslında bizim hayatlarımızı yönlendiriyor. Beni sürekli bir şey yapmak zorunda hissettiren şey elimdeki teknolojiden başkası değildi. Sürekli diğer anneleri takip ediyor, yaptıkları etkinlikleri görüyor ve olması gerekeni bu sanıyordum. Montessori materyalleri, kapış kapış satılıyor, almayanlar üzülüyor, herkesin evi okula dönüşmeye başlıyordu. Aldığım yorumlardan da anlıyordum ki diğer anneler de beni takip ederek aynı şeyi düşünüyor hatta etkinlik yapamayanlar kara kara düşünüp çareler arıyorlardı. Oyun Atölyeleri de bu amaçla kurulmuş yapılardı. Evde kendi etkinlik hazırlayamayanlar, çocuklarıyla buralara gidip kendilerini avutuyorlardı. Ne kadar erken başlasam o kadar iyi diye düşünüyordu herkes. Hatta bir gün bir takipçim kızının 16 aylık olduğunu ve henüz etkinlik yapmaya başlamadıklarını söyleyip, "çok mu geç kaldım? "diye sormuştu. 

Şimdi açık açık söylüyorum düşüncelerimi: Ey anneler gözünüzü açın! Kandırılıyoruz. Benimde birebir kuklası olduğum bu sistem aslında sadece bir ticaret ağı. İnsanların zaaflarını, çocuklarınıa olan sevgilerini kullanarak onları tüketmeye heveslendiren bir sistemden başka bir şey değil!

Maria Montessori'nin çok güzel, çok doğru tespitleri var, bunlara asla karşı değilim. Hala evimde uyguladığım, çocuğa bir birey olarak değer verme, onun ihtiyaçlarını kendi giderebilmesine olanak sağlama, çevresini ona uygun düzenleme gibi ilkeleri gerçekten her anne babanın bilmesi gereken şeyler. Fakat asıl önemli olan ilkeler bir kenara atılıyor ve varsa yoksa etkinlik, varsa yoksa materyal peşine düşülüyor. Çünkü insanların gözü boyanıyor. Kızım 14 aylık salata yaptı, 16 aylık oğlum pembe kuleyi dizdi bilmem ne... 

Ayakkabıcılık oynarken :)
Her çocuk farklı, hepsi öğrenecek, sadece engellemeyin yeter! Bir çocuğun öğrenebilmesinin altında yatan en büyük neden meraktır. Merak ettiği zaman öğrenir, siz ona sunduğunuz zaman değil! Rahat olun anneler lütfen rahat olun. Sizden, tüm bu süreçlerden geçmiş ve gözü açılmış bir anne olarak rica ediyorum, rahat olun!

Çocuğum geri kaldı, bir şeyler öğreteyim diye telaşlanmayın! Asıl korkmanız gereken şey, çocuğunuzun ruhu! Onu incitmemek onu bozmamak için çabalayın! Başka bir şeye gerek yok!

Biz artık etkinlik yapmıyoruz, oyun oynuyoruz. Aklımıza ne gelirse, elimizde hangi materyal varsa oynuyoruz. Azra isterse boyama yapıyoruz, isterse takla atıyoruz. Odası hala bir düzen içerisinde ama artık raf etkinlikleri yerine ilgilendiği oyuncakları var. Öyle ışıklı sesli ıvır zıvır oyuncaklar değil, minyatür hayvanlar, ahşap bloklar, legolar, parmak kuklalar, mutfak malzemeleri ve olmazsa olmazımız; bebekler :) Bol bol da kitabımız var. 

Azrayı bol bol arkadaşlı ortamlara sokmaya çalışıyorum. Diğer çocuklarla etkileşime geçsin istiyorum. En iyi arkadaşımız her zaman ki gibi Eylül Ada :) Çoğu zaman yapıları gereği anlaşamasalar da birlikte olmak onlara çok çok iyi geliyor, e tabii Arzu abla ile bana da :)

Azra bu aralar hareket döneminde ve sürekli koşmak, atlayıp zıplamak istiyor. Bol bol dışarı çıkıyoruz. Evde olunca da parkurlar hazırlıyoruz. İhtiyacı ve istediği bu çünkü. Bir de taklit oyunlarından hoşlanıyor, evcilik de diyebiliriz bunlara. Favorimiz; doktorculuk :) Kuaförcülük, ayakkabıcılık, kitapçılık, oyuncakçılık, anne babacılık, aşçılık da sık sık oynadığımız oyunlardan bazıları. Bir de artık malzemelerimiz var bir kutuda. Bazen de onlarla yeni şeyler üretiyoruz. 

Diyeceğim o dur ki insan değişiyor ve değişmeli de. Bu blog benim öğrenme sürecimi kapsadığı için hiç bir yazımı kaldırmayacağım ama bundan sonra bloğumun içeriğinin değişeceğini düşünüyorum. Ne yönde gidecek zaman gösterir.

İnşallah bol yazılı dönemimin başlangıcı olur bu post :)

Sevgiyle...




Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

3 yorum:

  1. Bende bu akıma kapılıp ucundan dönenlerdenim. Uygulamalarını çok sevmiştim fakat materyellerin ücretlerini duyunca bidaha araştırma yaptım ve çok gereksiz geldi maria montessori nin anafikri çocukların kendi işlerini yapmalarına olanak sağlamak ama bu bizim ülkemizde bayağı bir ticari durum oluşturdu eğitimler seminerler pahalı pahalı ekipmanlar ve çocuklara dayatmalar. Türk milleti olarak maalesef suyunu çıkarmayı seviyoruz :) Azra tepkileriyle çok güçlü bir karakter olacağa benziyor ;) sevgiler

    YanıtlaSil
  2. Evet aynen oyle. Aslinda sadece Turkiye'de degil Avrupa'da Amerika'da hatta Hindistan'da bile yaygin olarak evlere girmis bir sistem. Buyuk bir pazari olusmus. Aslinda onemli olan çocuğun ihtiyaclari. Cocuk dogrudan oyuna ihtiyac duyuyor bence , ogrenmesi gereken seyleri de bu yolla ogreniyor.

    YanıtlaSil
  3. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil